Yalnızlık mı?

eşdeğeriyle yanyana yürürken
cehennem sokağında birey olmak,
ve en inceldikten sonra
ilkel sözcüklerle konuşmak seninle.

saat beş nalburları pencerelerden
madeni paralar gösteriyorlar,
yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.


hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

demiş ya hani Üstad Cemal Süreya; bence yalnızlık bir arkadaşla paylaşılan bir evde, heryer düzenli ve temizken senin odanın bira şişeleri ve izmaritlerden oluşmuş izlenimi verecek kadar dağınık olmasından başka birşey değil.. Zordur dışardan bakılınca imrenilen, ama ruhunun odalarına girdikçe kasvetini farkettiğiniz bir insan olabilmek.. Yoğun yalnızlık gerektirir.. Yoğun dram gerektirir.. Kimi zaman dilinizden dökülenler bile bir değildir beyninizde yankılanan sözcüklerle.. Zordur.. 
  
  
  Bugün teslim edilmesi gereken bir ödevim vardı.. Gece yetiştiremedim, zorlandım, biraz da canım istemedi sanki.. Sabah kalkıp tekrar oturdum başına, hallettim ve düştüm okul yoluna.. Öğleden sonra 5 gibi çaldım hocanın kapısını teslim ettim, çıktım. O an birşey farkettim: ben bu bölümde bir yer etmedim sınıf arkadaşlarımın arasında.. Hemen hemen herkesle selamı sabahı olan ama kimseyle fazla samimi olmayan biri oldum çıktım.. Oysa ilk yıllarda 3 tane çok yakın arkadaşım vardı, ama bir dönem okula gidip gelmeyince koptum onlardan da.. Şimdi yalnızım.. Derse yalnız giriyorum, yalnız çıkıyorum, ödevimi yalnız yapıyorum.. Kimi zaman tanıdık hiç kimse olmuyor derste.. Yenilerle de ne tanışmaya ne de samimiyet kurmaya niyetim var.. Eskiden beri yalnız insanlara özenirdim.. Hakan Günday'ın Kinyas ve Kayra'sında okuduğum bir bölüm vardı.. Aynen öyle görürdüm yalnızlığı: 

  "Yıllar önce, okuduğum kitaplardaki, seyrettiğim filmlerdeki yalnız insanlara özenirdim hep. Yalnızlara. Konuşacak kimsesi olmayanlara. Sonra hayat beni buralara getirdi. Tabii ayaklarımın azımsanamayacak yardımıyla. Ve artık o roman karakterlerinden biri oldum. O kitaplardaki yalnızlığı çok gösterişli bulurdum. Aynı zamanda da korkutucu. Kendime; Bu kadar yalnız kalınabilir mi? diye sorardım. Sosyal hayvan insan, dayanabilir mi kimsesizliğe? Ama artık biliyorum yalnızlığın korkulacak bir yanı olmadığını... Tabii bunu ruh sağlığı yerinde ve içlerinde tek bir kişilik taşıyanlar için söylemiyorum. Sözüm benim gibi içinde binlerce ruh taşıyanlara, Uzakdoğu efsanelerindeki canavarlar gibi yedi kafalı tek bedenli insanlara. Ben hep kalabalık oldum. Şehrin uzağındaki bir semte giden, günün tek otobüsü kadar kalabalık. Tıkış tıkış! Herkesin üst üste olduğu bir otobüs kadar. Dolayısıyla iyi geldi bana yalnızlık. Kendime yeterince zarar veriyordum. Ve bir de dünyanın vereceği zararları ortadan kaldırmanın imkanı olmadığına göre, yoklarmış gibi davranarak yalnızlığı seçmek en doğrusuydu... Yalnızlık kurşun geçirmez. Dostluk, aşk, aile geçirmez. Hiçbir şey geçirmez. Dışarıdan sokmadığı gibi içeriden de çıkartmaz. Cerahat yapar. Antibiyotiğini de kendinde besler. Yeter ki nerede olduğu bulunsun... Ruhun nerede olduğunu düşünürüm bazen. Vücudumun neresinde? Sonra karar veririm. Ruhum, bedenimin bittiği yere kadar..." 




  Sanırım artık ben de profesyonel bir yalnızım.

  Saygılar efenim..